30 Aralık 2011 Cuma
24 Aralık 2011 Cumartesi
İyi Bir Gün Olmayacak Yarın
11 Aralık 2011 Pazar
10 Aralık 2011 Cumartesi
Buldumcuk Mutluluk
17 Ağustos 2011 Çarşamba
KARE / KÖŞE
16 Ağustos 2011 Salı
SOBE
11 Ağustos 2011 Perşembe
ALTINOLUK...
2 Ocak 2011 Pazar
Bir "Kış" Gecesi Rüyası
Yoğun bir çalışma temposu olsa da güzel bir dostun güzel teklifini kabul ettik ve düştük karlı, yağmurlu, mutlu, umutlu yollara. Bir neşe, bir kahkaha… Bir iki dost muhabbeti… Derken arabayla beraber ben de gaza gelip hayatıma dair önemli bir gerçeği açıkladım: İbrahim Tatlıses’in yanık bir sesi var(!) Demez olaydım. Bütün gecenin geyiği oldum. İbo mibo derken vakit ilerliyor hala gideceğimiz yeri bulamıyorduk işte tam bu zamanda nasıl trafik canavarı olunur öğrenmeye başladık çünkü oyuna yetişmek zorundaydık. Neyi yağdıracağına karar veremeyen doğa karı, yağmuru penceremize atıyor, biz yılan gibi arabaların arasından sıyrılıp sanat aşkıyla yüreğimiz ağzımıza geliyordu.
Nihayet kültür merkezini bulduk. Başlamasına 10 dakika var. Ah ne güzel, ne güzel! Arabayı park edecek yer yok. Bilmediğimiz sokaklara giriyor, çıkıyoruz. Arabayı bir yere park ettikten sonra acı gerçekle daha bir gerçekçi yüz yüze geliyoruz. Salondan uzaklaşmıştık. Ve sanat aşkıyla koşmaya başladık. Rüzgara karşı hem de yağmurun, karın arsından… Ve soğuğa inat sanat aşkıyla yanıyorduk.

Sonunda kırmızı burnumuz, soluk soluğa nefesimizle salona giriyoruz ve ışıklar sönüyor. Sanat sen nelere kadirsin. Oyun ‘’Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası… ‘’ Bizim de o gece rüyamız olur umuduyla izlemeye başlıyoruz; ama itiraf etmek zorundayım aradığımızı bulamıyoruz. Tamer Karadağlı’nın çocuklar duymasın edasıyla oynadığı rol beni doyurmuyor; ama Shakespeare’nin bir oynunu izlemenin yarattığı kültür patlamasını içimde yaşıyordum. ‘’Sen büyüksün SHAKESPEARE’’ diyerek olayı tatlıya bağlıyorum.

İçimizde yaşadığımız kültür patlamasına dayanmadı midemiz ve Türk olduğumuzu hatırlayıp gecenin bir saatinde o soğukta bir dürümcünün önünde kendimizi ‘’benimki bol soğanlı olsun’’ derken bulduk. Bu kadar İbo’yu anmışken, sevmem ama, İbo gibi yaşamak lazım kardeşim bazen. Acının ve soğuğun etkisiyle burnumuzu çeke çeke yediğimiz dürümümüz, yarı profesyonel fotoğraf makinelerimizin bizde bıraktığı sonradan görme havası ve Türk gibi eğlenip Avrupalı gibi izlediğimiz oyunumuz, bir kültür bunalımı içinde yorgun düşürdü bizi. Böylece güzel bir geceyi anılarımızın hesabına yatırıp evimizin yolunu tuttuk

18 Kasım 2010 Perşembe
Ah İstanbul Ah...

21 Eylül 2010 Salı
Adı Eski Kendi Yeni Şehir



27 Ocak 2010 Çarşamba
Ey Kör!
8 Şubat 2008 Cuma
Hüngür Hüngür Ağlamalısın

Haydi güle güle gülüm
haydi güle güle
Hani ağlamak yoktu?
Ağlama kızım,
gözüne batacak sürmelerin.
Taksiye bindin işte,
işte hapishanesinde yattığım şehrin
geçiyorsun içinden.
Şöför belki ben yaşta bir adam
dikiz aynasından bakıyor sana
anlıyor bu güzel kadının ağlamasını.
Belki onunda içerde yatanı vardır,
belki tanır beni, belki kendiside bizdendir.
Biliyorum:
Demirlerden seyrettiğim bu şehir
kaplıcalar
türbeler
ipek fabrikaları ve kocaman bir çınardır.
Ve sahici insanları
benim insanlarım
nasılda perişan...
Fakat yüzlerine güneş vurmuş gibi olmuştur
sen gözyaşları arasından
onlara baktığın zaman.
Sen bu şehre bundan öncede geldin demek?
Sen bu şehre gelesinde beni aramayasın!
Öylemi? AĞLA GÜLÜM!
Hemde hüngür hüngür ağlamalısın.
Hayır ağlama, Allah belamı versin benim ağlama!
Etrafına bak:
Ben ve şehir çoktan arkada kaldık
30 Ocak 2008 Çarşamba
Gece ve Sessizlik ve Gelecek
Gece 3 bilemedin 4... Geçen sene bu zamanlar... Kar yağıyordu yatmadan, belki de yatmadım hiç, internet illetine kapılıp uyumamışımdır da, camdan dışarı bakınca beyazdı etraf en hafifinden... Almışım makineyi, çekmişim 2 fotoğraf... Belki de beyazlığın vermiş olduğu huzur ve sessizliği yakalamak idi amacım... Bu gece de televizyonlar, kar "randevu" verdi dediler durdular ama ekti bizi nedense, Balkanlardan gelen soğuk hava basıncı... Oysa özlemeye başladık bembeyaz sokakta her tarafımızı sararak yürüyüp, buzdan donmuş yollarda "kıç" üstü düşmeyi... İşin romantizmi bir yana, İstanbul'a kar yağması lazım önümüzdeki yaz susuzluk çekmemek için... Böyle eften püften yağmurlarla dolacak gibi değil barajlar ve göller... Herşeyi unuttığumuz gibi susuz geçen yaz günlerimizi de unuttuk ve her zaman yaptığımız gibi geleceği çok uzak görüyoruz... Çocukluğumdan bir sigorta reklamı hatırlıyorum "gelecek de bir gün gelecek" diyordu, geliyor o bize hiç gelmeyecek gibi gördüğümüz gelecek, lakin artık neşe ile değil dertler ile gelecek gibi...
29 Ocak 2008 Salı
Deniz,Martı ve Güneş
26 Ocak 2008 Cumartesi
Merhaba












